12 Kasım 2011
Neofaşizm
birincisi türkiye'de şu an sözünü edebileceğimiz baskıcı rejim sadece faşizm olarak adlandırılmamalı, aynı zamanda içine tutam tutam neo-faşizm baharatının da eklendiğine dikkat edilmelidir. zira faşizm olgularının ötesinde eklenen neo-faşizm özellikleri de gözlenmektedir ancak tek başına neo-faşist bir düzen içerisindeyiz demek de yanlış olacaktır. zira neo-faşizmin de uygulanmayan doktrinleri vardır türkiye'de. bu doktirnlerin uygulanması sadece hükümet partileriyle alakalı değildir, aynı zamanda halkın kanına işlemiş özelliklerden, geçmiş hükümetlerden de gelmektedir.
öncelikle, faşizm ve neofaşizmin ortak özelliklerinden türkiye'de hiç de yabancı olmadığımız doktrinlerden bahsedelim. eğer ne olduklarından bahseder, örneklerini ortaya koyabilirsek, neden ülkenin bu yönetim şekli altında olduğu iddia ettiğimizi de açıklamış oluruz.
- tek parti sistemi : bir ülkede muhalefet istenmiyorsa, bir ülkede muhalif sesler bastırılmaya çalışılıyorsa, bir parti kendini tek güç olarak görüyorsa, daha önceden tekrardan tek partili sisteme dönmeye çalışan adnan menderes ve partisini örnek alıyorsa, bu demektir ki tek partili sistem koşulunu o ülke sağlamak için elinden geleni yapıyor.
- diktatörlük : şu an demokrasi ve cumhuriyet terimlerini içeren ülkede diktatör göremezsiniz belki ancak, ben başbakansam dediğim olacak, son padişah yakıştırmaları, hatta peygambere varan sıfatlar ortaya bazı gerçekleri koymakta. sorgusuz sualsiz liderin dediklerini takip eden bir yönetim sistemi diktatör sisteminden herhangi bir farklılık içermez. eller kalksın dendiğini elleri kaldıran vekiller oldukça, neyi oyladıklarını alkışladıklarını bile bilmeyen vekiller oldukça, bu doktrinin de yerine getirildiğini görmekteyiz.
- sosyal darwinizm : üstün ırkın meşhur kılıfı. darwin'in hayvanlar üzerinden başlattığı çalışmaya farklı bir bakış açısı. ne yazık ki, özellikle hitler zamanında bütün dünya bunu bütün çıplaklığı ve korkunçluğu ile gördü. görmek zorunda kaldı. ancak ırk olarak üstün olma fikri ne yazık ki bu topraklarda da mevcut bulunmaktadır. bu memleketi sevmek ile alakalı değildir. bundan daha sapkın bir düşünce şeklidir.
- endoktrinasyon : basit bir türkçeleştirme yaparsak, zorla kabul ettirme denilebilir. şu an türkiye'nin en büyük problemi. gerek cemaat okulları, gerek akp ile değişen müfredatlara giren abuk sabuk bilgiler ile, yetişme çağında olan çoğu gencin kafasına sokulan gereksiz ve kısıtlayıcı bilgi çöplüklerinden geçilmiyor. dinsel kabul ettirmeler (müslüman olarak doğmak), askeri kabul ettirmeler (her türk asker doğar) bunlara sadece birer örnek. temel örnekler. detaylarına inildiği takdirde milyonlarca beyin yıkama amaçlı bilgiye rastlamak mümkündür.
- propoganda : akp'nin en başarılı şekilde uygulamaya koyduğu doktrinlerden birisidir. ellerinin altındaki medya kuruşları ile, gazeteler ve televizyonlar ile istediklerini yaymak konusunda oldukça başarılılar. istedikleri kişiler hakkında, istedikleri belgeleri basına sızdırıp ortaya çıkarmak konusunda da. bir de destekçileri olan liberal -liboş- kesim varken bu konuda sırtları yere gelmeyecektir uzun süre. zaman, vakit gibi ekstra motivasyonlu gazeteleri saymıyorum bile.
- militarizm : türkiye'de oldukça yüksek seviyededir. ancak işin içinde türkiye olduğu zaman işler biraz daha farklı olmakta. çünkü türkiye'de ordunun sağcı kesimle olan gizli bir mücadelesine tanık oluyoruz baktığımız zaman. sağcı kesim genel anlamda orduyu severler aslında. türk-islam sentezi dediğiniz olguda, kişiler orduyu da severler aynı zamanda sağ görüşlerini de benimserler. akp seçmeninin ordu sevmiyor oluşu, ordudaki din seviyesinin istedikleri seviyede olmamasındandır sadece. yani secdeye eğilen subay sayısı ne kadar artarsa, akp ve seçmen kitlesi o kadar ordu sevdalısı olur.
- kahramanlıklar : tarihe yönelik kahramanlık öyküleri. sanırım bizim ülkemizden daha başarılısı yoktur bu konuda. bu doktrinin özel olarak bir akp bağlantısı olduğunu da düşünmüyorum ayrıca.
- ekonomik müdahalecilik : hükümet tarafından yürütülen ekonomi kesinlikle tam olarak ekonomik müdahalecilik kavramına uygundur. zira istikrarlı ekonomi için akp sloganları ile aba altından sopa gösterilmesi bir yana, net bir şekilde, kesinlikle kapanmayan cari açık ile, satılan fabrikalar, limanlar ile beraber diyebiliriz ki, ekonomi tamamen akp tekelindedir bu ülkede. akp başta olduğu an, ekonomi iyi gidecek havası, akp gittiği an ekonomi bozulacak havası halkın iliklerine işletilmeye çalışılmaktadır. bunda da gayet başarılı olmuşlardır. bu konuda detaylı bir araştırma yapmak isteyenler market ekonomisi konusuna yönelebilirler bana kalırsa.
- anti-kominizm : ve işte olmazsa olmaz doktrin. türkiye'nin yıllarca amerika tarafından anti-kominizm kalesi olarak kullanılması bir yana, asılan deniz gezmiş'leri yaşadı bu ülke. idealleri uğruna, amerikan düzeni karşısında durmaya çalışanlar, darbeci ellerle asıldılar. o zaman darbecilerin kucağında olan şakşakçı kesim ise şimdi ülke yönetmek peşinde olanlar. düzendeki herhangi bir noktaya karşı gelen bir genç gördüğünde bu ülkenin %80'lik bir kısmının diyeceği ilk şey, pis kominist veya pis anaşist olacaktır. zira kavramlarla bu kadar haşır neşir olup, kullandığı kavramları bu kadar bilmeyen başka bir toplum zor bulursunuz.
- milliyetçilik : biz ülke olarak yurtta sulh cihanda sulh demiş, çok ama çok büyük bir adamın kurduğu bir ülkeye sahip olduğumuzdan, ve bizler bu ideolojiler ile yetişmiş bir nesil olduğumuzdan, milliyetçilik olgusu bize oldukça masumene gelse de, milliyetçilik dediğimiz şey, faşizm ve neo-faşizm'in bir numaralı doktrinidir. türkiye'de bundan bolu da yoktur sanırım. sağcısı solcusu, hatta anarşisti bile milliyetçidir bu ülkede. ancak bu bana kalırsa tamamen atatürk gibi bir adamın mirasıdır. milliyetçilik gibi kutuplaştırıcı ve yıkıcı olabilecek bir kavramı, tamamen saf ülke sevgisine dönüştürebilmek de sadece böyle büyük bir liderin yapabileceği bir işti zaten.
- otoritarizm : otoriter rejimin hakim olması. ergenekon'undan tutun da, balyozuna, bu ülkede akp'ye muhalif olan her gazeteci, içeri alınıyor. alındı. senelerce içeride haklarında doğru dürüst suçlama olmadan tutuluyorlar. daktilo bile verilmek çok görülüyor. davaları uzatıldıkça uzatılıyor. parasız eğitim istiyoruz diyen gençler senelerce cezaevlerinde çürütülüyor. savcının serbest kalsın dediği gençler, biraz daha incelensin diyerek terör örgütü üyesi olabilir diyerek 1 sene 4 ay içeride tutuluyor. otoriter rejim bu olsa gerek.
şimdi buraya kadar hem faşizm hem de neo-faşizmin ortak yönlerini irdelemiş olduk. ancak türkiye şartlarında neo-faşizmden gelmekte olan ek bir doktrin daha mevcut. özellikle akp bunun kaymağını iyi bir şekilde yemekte:
- aşırı dincilik : aşırı dincilik denilince hemen abartı bir şey düşünmek yersiz.tutuculuk da diyebiliriz pekala. orijinali religious extremism olduğundan dolayı çevirisi bu şekilde. ancak din dediğimiz zaman, toplumumuzun nasıl koyunlaştığını, yeşil sermayelere, deniz fenerlerine nasıl paraları dağıttığını hepimiz biliyoruz elbette. akp'nin din ile birlikte yürüttüğü sağcı politikanın ağırlığı da pekala din üzerine. halkın dini duygularını sömürmeyi çok iyi bilmekteler. din toplumların afyonudur ya da değildir, bu tartışmaya şu an girmeyeceğim ancak türk toplumu için afyon niteliği çok yerde görüyor. çoğu şeyin üzeri bu şekilde örtülmekte.
tüm bunların ışığında, çıkıp diyebilir miyiz ki türkiye'de faşist veya neo-faşist bire düzen yoktur? faşizmin ya da neo-faşizmin sahip olduğu doktrinler içerisinde desteklemediğimiz, bünyemizde bulunmayan tek bir doktrin bile yok. bütün maddeler geçer not alıyor ne mutlu ki!
kısacası, türkiye faşist ya da neo-faşist bir düzen altında diyenlere ne alakası var canım cümlesi kurmadan önce, iki okuyun. cahilliğinizle cevap verip saçmalamaya devam etmeyin. şimdi şakşakçısı olduğunuz bu düzen, işine gelmediğinde size de sırtını dönecektir hiç kuşkunuz olmasın.
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder